şeytanın hileleri
Şeytan'ın
Malı
Gafil bir adam bir şeyhin
kapısına vardı, Şeytan'dan bir hayli şikayetçi oldu.
"Şeytan beni yoldan çıkartıyor. Beni kandırıp dinimi, ahiretimi mahvediyor.
" dedi.
Şeyh
de ona dedi ki:
"Ey
genç adam, senden az önce şeytan gelmişti buraya. O da senden bıkmış,
usanmış. Ona yaptığın zulümleri anlatıp şikayet ediyordu. Diyor ki:
"Dünyanın hepsi benim malımdır. O benim malıma göz koymaya, kendi mülkümü
elimden almaya çalışıyor. Ben de bu yüzden onun dinine saldırıyorum. Bana
zararı olmayan, malıma göz dikmeyen adamla benim ne işim olsunki!"
Kaynak: Mantıku't Tayr, Feridüddin
Attar
Şeytan ile Hz. İsa (a.s)
Hz. İsa (a.s)
yarım kerpici başının altına koymuş, yatıp uyumuştu. Uyanıp gözlerini
açtığında İblis'i başında bekler buldu. Ona.
- A melun
başımda ne bekliyorsun? diye sordu.
İblis ona
dedi ki:
- Başının
altına koyduğun benim kerpicim. Bütün dünya benim malım olduğuna göre, bu
kerpiç parçası da benim malımdır demektir. Madem ki malımı kullanıyorsun
bana ortak oldun demektir.
Hz. İsa (a.s)
kerpici başının altından aldı, fırlatıp attı. Yeniden uyumaya niyetlendi.
İblis de savuştu gitti.
Ey dünya
dertleriyle üzülen, ip gibi eğilip bükülen adam!
Madem sonunda
herşeyi arkanda bırakıp gideceksin, açgözlülük yapmanın, durmadan mal
yığmanın ne âlemi var?
Kaynak: Mantıku't Tayr, Feridüddin Attar
Şeytan'ın Hilesi Zeus
Şeytan, şeytanlığını yapabilmek için, insanların
zihnine girebilmek için kendine hep bir yol arayıp bula gelmiştir...
Bir zamanlar..., Allah'tan sakınan, gece
gündüz ibadet eden birçok kimse vardı.
Onlar Allah'ı sever,
Allah'da onları severdi. Allah onların dualarını geri çevirmezdi.
Allah'ın bu sevdiği seçkin kullarını
insanlarda sever ve sayardı.
Tabi
şeytan da vardı. Ama Şeytan'ın işi zordu. İnsanoğlunun ayağını kaydırmak
zordu. Bu salih kullar yoluna engeller koyuyor, doluya koyuyor almıyor, boşa
koyuyor almıyor du. Şeytanlık bayağı zordu, acınacak hali vardı İblis'in
oğlunun.
Ama şeytan bu durur mu? Durmaz tabi... Düşündü düşündü, yılları düşünmekle
geçti ve bir gün fırsatını buldu.
Bu Allah dostları, halk tecelli edip vefat etmeye
başlayınca, Şeytan balkarki engeller kalkmaya başlamıış, halkın içine
girebiliyor. O da her fırsatta onların içine girmiş ve her fırsatta onlara
Allah dostlarını hatırlatmaya başlamış...
- Şunu, şunu nasıl bilirdiniz?
- Allah Allah. Sorduğun soruya bak. Nasıl
bileceğiz? Onlar Allah'a çok bağlıydılar. Duaları geri çevrilmezdi.
- Onlara ne kadar üzülüyorsunuz?
- Çok çok.. Tarifi mümkün değil.
- Öyleyse onları görmek isterdiniz değil mi?
- Hemde nasıl!
- Niçin onlara hergün bakmıyorsunuz?
- Ne demek istiyorsun? Hiç mümkün olabilir mi?
Onlar vefat ettiler, aramızdan ayrıldılar.
- Siz de onların resimlerine bakın!
Şeytan'ın bu sözleri halkın beğenisini toplar.
Bunun üzerine o salih insanların resimlerini
yaparlar ve hergün o resimlere bakmaya başlarlar böylece ayrılık özlemlerini
giderirler...
Zamanla resimlerden heykellere geçerler...
Bunları evlerine ve mabetlerine kadar her yere
koyarlar...
Resim ve heykelleri ilk yapan bu insanlar Allah'a
ibadet ediyorlar. O'na ortak koşmuyorlardı.
Bu heykellerin taştan yapıldığını, yarar ve
zararı olmadığını biliyorlar, ancak gene de saygı gösteriyorlardı.
Gittikçe heykeller çoğaldı. Heykellerin
çoğalmasıyla saygıda çoğaldı.
Heykellere saygı ve bağlılık gösterisinde
bulunmak moda oldu. Öyle olduki, salih bir kimse vefat edince, hemen
heykelini yapmak bir görev haline geldi.
Nesiller geldi nesiller gitti.
Çocuklar torunlar babalarının ve dedelerinin
heykellere tavırların görmüş, onların önünde başlarını eğdiklerini, saygı
duruşunda bulunduklarını görmüşlerdi.
Boynuz kulağı geçer misali, çocuklar saygıda
babalarınıda geçtiler, secde etmeye, ihtiyaçlarını heykellerden istemeye
başladılar.
Bu arada heykeller için kurban kesmelerde
başlamıştı.
Sonunda heykeller putlaştı. İnsanların
ihtiyaçlarını gideren tanrılar olarak kabul görmeye başladı. İbadet artık
onlaraydı. Şeytan'ın tuzağına düşülmüştü.
...ve sonraları tanrılaştırılan Zeus bile Hz.
İdris'in Atina'ya Tevhid inancını tebliğ etmesi ve halkı çok tanrıcılığın
parçaladığı ahlâkî yozlaşmadan kurtarması için gönderdiği valiydi.
Kaynak:
Batı'nın Doğu'ya Borcu, Ali Bulaç, Zaman Gazetesi, 17
Nisan 2006
Şeytan'ın Pisliği
Cüneyd-i Bağdâdî'nin
talebelerinden biri şeytanın vesvesesine kapılıp;
"Artık ben kemâle geldim. Sohbete devâm etmeme lüzum kalmadı." deyip kendi
başına bir yere çekildi.
Benlik ve gururundan dolayı şeytânî bir rüyâ gördü. Rüyâsında, bağlık bahçelik
içinde güzel nehirler ve çok lezzetli yemekler yediğini gördü. Bu rüyâyı hakîkat
zannedip, kibiri daha da arttı ve bu hâlini arkadaşlarına anlattı. Onlar da
Cüneyd-i Bağdâdî'ye arzettiklerinde, Cüneyd-i Bağdâdî çok üzüldü ve anlatılan
kimsenin yanına gitti. Baktı ki o kimseyi şeytan aldatmış, Ona;
"Seni bu gece Cennet'e götürürlerse, Cennet'e vardığında üç defâ Lâ havle oku."
buyurdu. Hakîkaten o kimseyi rüyâsında Cennet'e götürdüler. O kimse Cennet'e
vardığında üç defâ Lâ havle okudu. Gördüklerini ve kendisinde hâsıl olan şeytânî
hâllerin hepsini unuttu. Bir anda kendisinin pislik ve çöplük içerisinde
olduğunu gördü.Uyandığında gördüklerini hatırladı ve içine düştüğü hatâyı
anladı. Çok pişman olup tövbe etti ve Cüneyd-i Bağdâdî'nin elini öptü.
Sohbetlere devâm edip, talebeler arasındaki yerini aldı.
Hazret-i Cüneyd-i Bağdâdî buyurdu ki:
"Herkese bir mürşid-i kâmil lâzımdır. Aksi halde mel'ûn şeytan gelip kendisine
musallat olur ve insan maazallah ona tâbi olur."
Şeytan ile Oduncunun Dövüşü
Odunculukla hayatını
kazanan bir zat vardı. Allah'a karşı kulluk" vazifesini yapar, kimsenin ekşisine
tatlısına karışmazdı. Bu zahit kişinin bulunduğu köyün yakınında bir köy daha
vardı, onlar da dağda kutsal diye kabul ettikleri bir ağaca taparlar, ondan
meded beklerlerdi.
Oduncu, bir gün:
«Şunların Allah diye taptıkları ağacı kesip odun edeyim, pazarda satarak ekmek
parası kazanırım; hem de, bir kavmi Allah'a isyandan kurtarmış olurum» diye
düşünerek Allah rızası için ağacı kesmeye karar verdi.
Dağa doğru giderken
karşısına acaip suratlı pis bir adam çıkarak nereye gittiğini sordu. Oduncu:
- Halkın Allah diye
taparak Allah'a isyan ettikleri ağacı kesmeye gidiyorum, dedi. Adam, oduncuya:
- Ben şeytanım... O
ağacı kesmene müsaade etmiyorum, deyince zahit oduncu, şeytana çok kızmıştı.
Öldürmek için hücum
ederek yere yatırdı ve üzerine oturup hançerini boğazına dayadı.
Şeytan zahide:
- Ey zahid, sen beni
öldüremezsin. Allah bana kıyamete kadar müsaade etmiştir. Fakat gel o ağacı
kesme, seninle anlaşalım. Ben sana her gün bir altın vereyim, sen de ağacı
kesmekten vazgeç. Hem el ağaca tapıyormuş, günah işliyormuş senin neyine gerek,
altınını al işine bak, dedi.
Adam şeytanı
bırakmıştı. Şeytan adama, akşam yatıp sabahleyin yastığının altına bakmasını
söyledi ve anlaşarak ayrıldılar.
Adam ağacı kesmekten
vazgeçip, evine dönmüştü.. Akşam yatıp sabahleyin yastığının altına baktığında,
altını gördü. Memnun olmuştu, ikinci gün oldu. Fakat bu sefer şeytan altını
koymamıştı. Adam kızıp baltasını aldığı gibi dağa ağacı kesmeye gitti. Fakat
yolda yine şeytanla karşılaştılar. Adam şeytana iyice kızmıştı. Görünce:
Fakat evvelkinin tam
tersine bu sefer şeytan adamı tuttuğu gibi altına aldı. Adam şaşırmıştı. Bu
nasıl hâl der gibi şeytanın yüzüne bakıyordu. Şeytan:
- Hayret ettin değil
mi? Niçin bana yenildiğinin sebebini söyleyeyim: Dün sen Allah rızası için ağacı
kesmeye gidiyordun. Seni değil ben, dünyadaki bütün şeytanlar bir araya gelsek
yine yenemezdik. Lâkin şimdi Allah rızası için değil de, sana altını vermediğim
için kızdığından gidiyorsun, işte o yüzden bana mağlup oldun ve sana ağacı
kesmene müsaade etmeyeceğim, dedi.
Kaynak:
Büyük Dini Hikayeler, Osmanlı Yayınevi
| |