Teknolojinin yararları
Artılarıyla eskileriyle teknoloji
Teknoloji derkenden, eminim alacağım ilk yanıt
“iyi ki var...” olacaktır. Evet, iyi ki var... Teknoloji’nin günlük hayatımıza
getirdiği kolaylık, rahatlık, konfor saymakla bitmez. Bugün hangi kadın çamaşır
ya da bulaşık makinesinden vazgeçebilir? Hangi erkek uydu kanalından,
dünya kupalarını seyretmenin rahatlığını bir kenara bırakabilir?
Evinizde oturuyorsunuz... Bir düğmeye
basıyorsunuz. Tüm kirli çamaşırlarınız, diğer bir düğmeye basıyorsunuz
bulaşıklarınız kendi kendine yıkanıyor. Televizyonun karşısında yerinizden
kıpırdamadan bir düğmeye basıyorsunuz, karşınızda CNN, bir düğmeye basıyorsunuz
BBC... Fırınınız aynı oranda becerikli. Bilgisayarınızdan hiçbir kitap
karıştırmadan ihtiyacınız olan tüm bilgileri rahatlıkla bulabiliyorsunuz.
Görüşmelerinizi, nerede ve hangi şartlarda olursa olsun cep telefonuyla
hallediyorsunuz.. Artık günlerce aylarca postacı yolu gözlemeye gerek yok.
E-maille anında haberleşebiliyorsunuz. Çocuğunuz artık, “sokakta arkadaşlarımla
oynayacağım” diye tutturup bu trafik belasında başınızı ağrıtmıyor. Geçmiş
bilgisayarın karşısına kendi kendine yarışlar yapıyor.
Her şey çok kolay... Her şey çok rahat...
Peki ya insan ilişkileri...
İnsan ilişkileri
“İkinci Dünya Savaşı” ndan bu yana toplumlar
kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmişlerdir: İnsan, eskisinden çok daha
fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma
eğilimindedir. Bu çok soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne
benzer. “Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar ama dikenleri
birbirlerine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız
olurlar. İleri geri hareket ederek, sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini
ısıtabilecek en uygun uzaklığı bulurlar...”
İnsanlar artık birbirlerine ihtiyaçları olduğu
sürece yaklaşıyor ve sadece bu yüzden ilişki kuruyor... Peki, o kadar
konfor, o kadar rahatlık varken neden birçok insan yalnızlıktan şikayet ediyor
acaba? Çünkü, birçok teknolojik gelişme sayesinde kendimize yetebiliyoruz...
sadece karşılıklı çıkarlarımız için bir araya geliyor ve işimizi gördükten sonra
birbirimizin hatırını sormak için bile aramıyoruz. Dolayısıyla gitgide
çevremize yabancılaşmaya başlıyoruz.
Bunun getirdiği yalnızlığa dayanamayan bir çok
kişi alkol, uyuşturucu v.b araçlarla çevresine yabancılaşmanın verdiği acıdan
kurtulmaya çalışıyor. Hiçbir şeye bağlanmamak insanın boşluk ve anlamsızlık
duyguları yaşamasına neden oluyor...”
---
21. yüzyılda teknoloji elbette çok daha fazla
ilerleyecek... bizlere büyük kolaylıklar sağlayacak, yaşamamızı kolaylaştıracak.
Bizi makineler mi yönetecek
Belki bir öğretmen olmam nedeniyle benim en çok
üzüldüğüm şey: hesap makineleri. Artık çarpım cetveli ezberlemelerine gerek
yok çocukların. Makine her şeyi saniyede hesaplıyor. Belki büyük kolaylık ama
insan beyni çalıştırılmıyor. Bilim adamları son derece ilerlemiş cihazlar
üretiyorlar ama insan gitgide beynini kullanmamaya başlıyor. Ve en büyük tehlike
burada yatıyor...
Bunların yanında paylaşma da gitgide ortadan
kalkıyor...
Teknoloji gerçekten de dünyayı ayağımıza getiriyor
ama biz köşemizden tüm bu olup bitenleri sadece seyrediyoruz... hiçbir katılım
yok...
Teknolojinin bize getirdiği büyük
yararları inkar edemeyiz. Ör. tıp konusunda pek
çok hastalığın tedavisi artık mümkün. Bilgisayarın
yararları saymakla bitmez... resim yaparsınız, beste yaparsınız, sinemada
özel efektler yaparsınız. .. Evet, bunlar çok rahat görünüyor ama... kişinin
gerçek yaratıcılığını önlüyor...
---
Peki ya bundan sonrası...
İnsanlar ne yapacak... yaratıcılık tamamen ortadan
kalkacak mı?
Robotlar, düşünen makineler, hesap yapan, resim
çizen, müzik besteleyen, çeviri yapan makineler...
Çok sayıda makine üretildi ve üretilmesi de
sürdürülüyor...
Ya sonra...
Gelecek nesiller daha az çalışacak, daha rahat
olacak makineler sayesinde..
Ya insan ilişkileri?..
Hiç kuşku yok ki iyice sarsılacak... dolaysız
temastan çok, diğer insanların görüntüsü, sesi ve E-mailleriyle yetinecek...
İletişim eksikliğinin getireceği kapalı bir dünya yani...
---
Sakın yanlış anlaşılmasın...
Ben teknolojilerin temelde insan yaşamını
kolaylaştırdığına inanıyorum. Çok büyük olanaklar sağlıyorlar...
Ama yine de,
teknolojinin
her zaman sorgulanmasından yanayım. Ör. Televizyon dünyanın en yararlı iletişim
araçlarından biri olabileceği gibi... en zararlı araçlarından biri de olabilir.
İnsanları uyutmak, yozlaştırmak, düşünmekten uzaklaştırmak, kişisel ilişkileri
çürütmek, ortadan kaldırmak için de kullanılabilir...
Şimdi bilgisayar çağı...
İnsanlar evlerindeki kablolu bilgisayarlarla
istedikleri istasyonlara ulaşabiliyor... Hatta hiç evden çıkmadan devlet
kütüphanelerinin bilgisayarlarına, internete girip istediği bilgiyi alıp
kullanmak çok güzel. Bu yemek tarifi istemekten, hava durumunu öğrenmeye ve
hatta sağlık sorunlarınızı çözmeye kadar gidiyor. Hatta seks sorunlarınızı bile
çözüyor.
---
Aslında kadınların çoğu teknolojiden uzak dururlar,
makinelerden falan da pek anlamazlar. (bunun nedeni başka bir yazı konusu.) Ör.
ben hala kızımın evindeki aletlerin bazılarını kullanamıyorum. Makinenin bana
sunduğu en gelişmiş olanakların en azını kullanıyorum. Makineleri seviyorum
aslında ve onların getirdiği kolaylığı... Özellikle çamaşır, bulaşık v.b
makinler, dünyanın en büyük gelişmelerinden.
Ev iş yapan bir robot hiç de fena olmaz aslında...
Hem insanın insanı kullanması da ortadan kalkar...
Televizyon, Walkmenler, bilgisayarlar, cep
telefonları v.b sayesinde yalnız yaşamak zorundasınız. İş yaşamınızda da bir
bütünün çok küçük bir parçasısınız ve dolayısıyla orada yalnızsınız... “İlkel”
dediğimiz kabilelerde yaşam içinde herşey paylaşılıyordu, müthiş bir “Komün
hayatı” vardı...
Oysa bizim yarattığımız uygarlık her şeyin
kişiselleşmesine yol açıyor... Bireycilik tutkusu gün geçtikçe daha da artıyor.
SPOT
Teknolojinin
bize getirdiği büyük
yararları
inkar edemeyiz... Ör. Tıp konusunda birçok hastalığın tedavisi artık mümkün.
Bilgisayarın
yararları saymakla bitmez. Resim yaparsınız, beste yaparsınız sinemada özel
efektler yaparsınız... Evet, bunlar çok rahat görünüyor ama... kişinin
gerçek yaratıcılığını önlüyor...
Çağdaş bir kültür politikamız yok...
Kültürü masaya yatırmanın zamanıdır.
Eğitimin yeniden, çağdaş bir düzeyde yapılanması
üzerinde herkes hemfikirken... çok önemli bir noktanın unutulması durumunda
bu yapılanmanın eksik ve yetersiz olacağı
gerçeğinin altını çizmek istiyoruz, kalın çizgilerle...
Evet... “kültür”de bu çalışmalarda aynı kefeye
konmalı, aynı tezgahlarda dokunmalı... Çünkü, kültür çağdaş uygarlığın
temelini oluşturmaktadır ve bir ülkede ekonominin de, demokrasinin de gelişip /
kökleşmesi için... devletin, toparlanarak çağdaş bir kültür politikası
oluşturması yaşamsal bir gerekliliktir.
BİREYDEN – TOPLUMA
Bunun için de olayın bireyden-topluma ulaşacak
şekilde düzenlenmesi planlanması gerekmektedir. Bu konuda UNESCO’nun
saptadığı görüş ve istekler bize ışık tutabilir:
“Her kişinin kültür yaşamına katılabilmesine
olanak veren koşulların yaratılması... Çeşitli kültürlerin özgürce bir arada
yaşayabilmesi amacıyla önlemler alınması: Yaratıcı çalışmaların kısıtlanmadan
desteklenmesi. İnsanca değerlerin güçlendirilmesi. Kültüre demokratik bir içerik
kazandırılması. Ulusal ve evrensel kültür varlıklarının korunması ve
değerlendirilmesi. EĞİTİMİN HER DÜZEYİNDE KÜLTÜR ve SANATA YER VERİLMESİ...
Kitle iletişim araçlarının kültür açısından olumlu yönde kullanılması...”
---
Yukarıda saptanan gerçekler ışığında,
ülkemizde bu alanda – hala – pek bir şey yapılamadığı açıkça ortadadır. Bunun en
büyük nedenlerinden biri devletimizin köklü ve çağdaş bir kültür
politikası olmamasıdır. Eğitim ve kültür Bakanlığının – gelmiş geçmiş – tüm
icraatlarına bakalım: Eğitim sürekli kültürün yerine geçiyor ve onu bir üvey
evlat gibi, bir besleme gibi bir kenara sıkıştırarak hakkını yiyor:
Oysa toplumların gelişmesinde kültürün de eğitim
kadar etkisi ve önemi var...
ÖZERK KÜLTÜR – SANAT KONSEYİ
Bu konuda kaç yıldır neredeyse tüm çalışmalar
yapılıp yasalaşma durumuna geldiği halde... hala ayak sürçülüyor ve Özerk Kültür
– Sanat Konseyi bir türlü kurulamıyor. Oysa, kurulacak böylesi özerk bir konsey,
kültür – sanat alanının politikacıların keyfi ve ilkesiz yönetim ve
yönlendirilmesinden kurtarılarak, politika ve politikacıya hizmet / vitrin
oluşturma yerine... ülkemizin kültür ve sanatında geçmiş ve geleceğin,
geleneksel ve çağdaşın yerel ve evrenselin planlamasını, uygulamasını
yapacaktır.
Ve böylece... belki de ilk kez, ülkemizde yazarı,
çizeri, sanatçısı hak ettiği yeri alacak ve bu oluşuma büyük katkılarda
bulunacaktır... Çünkü,
Bu konsey devletin- daha doğrusu politikacıların –
etki ve müdahalelerinden kurtularak, orada çoktan olması gereken sanatçı ve
kültür adamlarınca yönetilecektir.
KÜLTÜRÜ MASAYA YATIRMA ZAMANI
Yani artık kültürün masaya yatırılması zamanı
geldi.
Bu olgu sadece bizim için değil, bütün dünya için
geçerli... Ve özellikle de Batı ülkeleri UNESCO’nun önerileri ışığında bunu
yamaya başlamışlardır.
Bakın bu konuda nelerin altını çiziyor UNESCO:
“Hükümetler, Özerk Kültür ve Sanat Konseylerinin
fikirlerini ve önerilerini bütçe ve yasal ölçütlere, aktif politikaya koydukları
takdirde... KÜLTÜR yeni bir dönüm noktası olacaktır...”
---
“Kültürler ve toplumlar, kamu ve özel sektör,
devlet ve sivil kuruluşlar arasında yeni ilişkilerin arandığı bir dönemde...
bizler, daha iyi bir dünya için kültürlerin yerinin iyi saptanmasını
diliyoruz...
Kültüre yapılacak yatırım ekonomiyi, toplumu ve
eğitimi olumlu yönde etkileyecektir...”
---
Görüleceği gibi
çağdaş uluslar, KÜLTÜR-DEMOKRASİ-POLİTİKA ilişkisini mercek altına almıştır.
(Hem de 1970’lerden) Bu bağlamda sağlıklı “kültür politikaları” oluşturmuşlar...
Kültürel gelişmenin ülkenin her alandaki gelişmesine lokomotif olacağı...
olabileceği gerçeğini kavramışlar ve uygulamaya başlamışlardır...
ilgili taglar:teknolojinin yararları, teknolojinin yararları nelerdir, teknolojinin insan hayatına yararı, teknolojinin insanlara yararları
| |