Abdurrahman oğlu Seyyid, 1889’da
Balıkesir Havran’ın Çamlık köyünde doğar. Köy yerinde nolsun, kâh hayvan
güder, kâh anacığı ile (Emine Hanım) el bahçesinde zeytin toplar. Balkan Harbi
çıkınca onu askere alırlar. Pehlivan yapılı olduğu için adının başına bir “Koca”
yakıştırırlar.
Koca Seyyid üç yıl boyunca Balkan dağlarında komitacı kovalar. Tam terhis vakti
gelmiştir ki onu kısa bir topçu eğitiminden geçirip Çanakkale’ye yollarlar.
Kilitbahir, Mecidiye Bataryasında hizmete başlar. Çok geçmeden İngilizi,
Fransızı kapımıza yığılır, 18 Mart sabahı Boğaz’ı zorlarlar. Zırhlıların ateş
gücü çok yüksektir metrekareye 6 bin mermi sıkar, siperlerimizi adeta kazıyıp,
göğe savururlar. Tam “oldu galiba” diyeceklerdir ki, topçu bataryalarımız ateşe
başlar İngilizler yanıbaşılarında yükselen sudan kuleleri görünce çok
heyecanlanırlar. Queen Elizabeth ve Ocean zırhlıları Kilitbahir önlerine gelir
ve tabyaları kaldırıp koparırlar.
Ben nerdeyim burası neresi?
Bataryanın kırk yiğidi sığınağa sokulacak fırsat bulamazlar zira merminin biri
cephaneye isabet eder ve müthiş bir gürültü kopar. Koca Seyyid hayal meyal yerin
kabardığını ve havalandığını hatırlar... Gerisi genzindeki pis koku,
kulaklarındaki derin uğultu ve bulanık simalar...
Seyyid gözünü açtığında bir sıhhiye erinin kucağındadır, arkadaşlarından 14’ü
şehit olmuş, 24’ü yaralanmıştır, Niğdeli Ali ise şaşkın şaşkın ortalıkta
dolanmaktadır.
Donanmanın gözde gemilerinde Ocean önlerine kadar sokulmuş hâlâ ateş
yağdırmaktadır. Şimdi onlara cevap vermenin tam sırasıdır, lâkin toplardan ikisi
toprak altında kalmıştır. Üçüncü belki işe yarar ama onun da mataforası (mermi
vinci) çalışmaz. Koca Seyyid, bir katil zırhlıya, bir kırık topa bakar. Sonra
çılgınlar gibi koşturup patlamamış mermi aramaya başlar.
Tozun toprağın arasında üç tane
mermi bulur ancak mermiler kendinden üç misli ağırdırlar. Koca Seyyid “Ya Allah”
diyerek mermiyi kavrar, Niğdelinin yardımıyla sırtına atar. O yükle altı basamak
çıkar ve mermiyi namluya koyar.
Başlarında komutan olsa şüphesiz isabetli atışlar yapacaklardır nitekim ilk
mermi uzak düşer, ikinci ise zırhlıya varamaz. Gemi (Ocean) önlerinden geçip
gitmek üzeredir ki üçüncüyü yetiştirir, ateşlemeyi başarırlar. Yooo hayır bu
mermi ilkmektep kitaplarında yazdığı gibi bacadan girip kazan dairesinde patla-
maz. Gemiyi zor zahmet kıç tarafından vururlar. Zaten bu mahalle büyüklüğündeki
dev, tek mermiyle batmaz. Ancak bakın şu Allahü teâlânın işine ki o darbe ile
dümen tertibatı devreden çıkar. Binlerce beygir gücündeki motorlar gemiyi
fırıldak gibi çevirmeye başlar. Efsane gemi kontrolden çıkıp ortalığı harmanlar
ve gidip bir gece evvel Nusret’in döşediği mayınlara toslar. Belki
inanmayacaksınız ama o koca alamet kâğıt gibi yırtılır ve tabak gibi suyun içine
kayar. Gemiden atlayanlar Ocean’ın girdabına kapılır döne döne dibe batarlar.
Maaş almaz, madalya takmaz
Hadiseyi izleyen Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa nefes nefese bataryaya
koşar. Koca Seyyid’i alnından öper ve elceğizi ile onbaşı rütbesi takar. tebrik
ve takdir konuşmalarından çok sıkılır içinden “bir bitse” diye yalvarmaya
başlar. Belki bin defa “nasıl becerdin” sualine muhatap olur ve bin defa
“Cenâb-ı Hakkın yardımıyla” diye cevaplar.
Hadiseyi duyan Almanlar fotoğraf makineleri ile gelir, o anı dondurmaya
kalkarlar. İyi ama Seyyid bırakın mermiyi sırtlamayı yerinden bile oynatamaz. Bu
poz için boş bir kovan bulur, mizansen yaparlar.
Onbaşımız izin ve para tekliflerine asla yanaşmaz, yalnız o günden sonra herkese
bir, ona iki tayın bırakırlar. hakkına razı olur fazla tayını akadaşlarına
dağıtıp dua almaya bakar.
Koca Seyyid 1918’de terhis edilir. Köyüne döner ama daha soluklanamadan Yunan’ın
Ayvalık ve Edremit’e girdiğini duyar. Derhal silahını kapar, dağlara çıkar.
Manisa, Kula, Uşak derken
Afyon’a kadar uzanır. Zaman zaman yaralanır ama cepheden kopmaz, çok
arzulamasına rağmen şehit olamaz. Kışla imamı “bu nasip işidir be Seyyid kardeş”
der, “düşün Halid bin Velid (Radıyallahü anh) elliden fazla harbe katıldığı
halde meydanda kalma arzusuna kavuşamadı. Ancak Allahü teâlâ’nın öyle kulları
vardır ki yataklarında da ölseler şehit olurlar.”
Koca Seyyid ortalık sakinleyince köyüne döner, yağıyla kavrulmaya bakar. Dağdan
dal budak getirir, odun kömürü yapar. Ama doğru dürüst para kazanamaz. Birileri
araya girip ona madalya takmaya, maaş bağlamaya kalkarlar. Koca Seyyid “Hayırlı
bir iş yaptıysak, Cenab-ı Allah ecrini verir” der dünyalığa bakmaz. 1939 yılında
vefat eder, vârislerine eski elbiselerinden başka birşey bırakmaz. İyi de yapar,
bu millet nice zengini, rütbeliyi unutur ama onu Fatihalarla anarlar…
Meslek:Asker